Türkiye'deki çeşitli siyasi partiler, Ankara, İslamabad ve Riyad arasında imzalanan "Mekke Paktı"na yönelik sert eleştiriler yöneltti. ISNA'nın aktardığına göre partiler, anlaşmanın Müslümanların dini duygularının araç olarak kullanılmasıyla Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik askeri harekâtına gerekçe sağlamasından ve bu yolla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgesel bir çatışmaya çekilmesinden duyulan kaygıyı dile getirdi.

ISNA'nın haberine göre söz konusu partiler, paktın Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekti ve anlaşmanın, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Ensarallah (Husi) hareketine karşı sürdürdüğü askeri harekâtı meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanılabileceğini savundu. Habere göre eleştirilerin odağında, paktın Ankara'ya doğrudan asker gönderme yükümlülüğü getirmediği ama ortak planlama, eğitim ve istihbarat paylaşımı yoluyla Türkiye'yi Yemen cephesine yaklaştırma riski taşıdığı yönündeki değerlendirme bulunuyor.

ISNA, haberinde eleştiri yönelten partilerin adlarını tek tek belirtmedi; ancak ortak vurgu, hükümetin paktı savunurken kullandığı dini dayanışma söyleminin, aslında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgesel bir çatışmaya girmesini kolaylaştırabileceği yönündeydi. Habere göre partiler, böyle bir adımın Türkiye'nin bölgedeki diplomatik dengesini de riske atabileceğini öne sürdü.

ISNA'nın haberi, Türkiye'deki bu iç tartışmayı, İran ile Suudi Arabistan arasındaki bölgesel gerginliğin Ankara'nın dış politikasına nasıl yansıdığını göstermesi bağlamında ele aldı; habere göre hükümet partileri, muhalefetin bu eleştirilerine bugüne kadar doğrudan bir yanıt vermedi. ISNA'nın İran basınındaki konumu nedeniyle, haberin Suudi Arabistan'ın bölgedeki askeri ortaklıklarının Türkiye içinde yarattığı bölünmeyi öne çıkarma eğiliminde olduğu da not edilmelidir.

Bağlam

Mekke Paktı, Ekim ayı başında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve 8 Ekim'de aktarılan habere göre karşılıklı savunma taahhüdü içeren bir güvenlik anlaşması; pakt, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Ensarallah hareketine karşı sürdürdüğü askeri harekâtın tırmandığı bir dönemde devreye girdi. Al-Monitor'un haberine göre Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, paktın "bir saldırı anlaşması değil, savunma anlaşması" olduğunu ve imzacı ülkelerden biri saldırıya uğrarsa diğerlerinin onu destekleyeceğini söyledi; Ankara'nın katkısının doğrudan askeri müdahaleden çok ortak planlama, eğitim ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı kalacağını belirtti. Al Jazeera'nın haberine göre ana muhalefet partisinin lideri Özgür Özel, hükümetin paktı harekete geçirmesini "maceracılık" olarak nitelendirip bunun Türk askerlerini Yemen çöllerine göndereceği uyarısında bulundu; bir muhalefet vekili ise belgenin bağlayıcı bir savunma anlaşması mı, mutabakat zaptı mı yoksa ortak bildiri mi olduğunun açıklanmasını istedi. Türkiye Anayasası'nın 90. ve 92. maddeleri, uluslararası anlaşmaların ve yurt dışına asker gönderilmesinin TBMM onayından geçmesini gerektiriyor; pakt bu yazının yazıldığı sırada Meclis'te henüz onaylanmamıştı. Muhalefete yakın bazı Türk yayın organları hükümetin adımını daha ağır ifadelerle eleştirdi; bu nitelemelerin tarafsız bir değerlendirme olmadığı, muhalefete yakın kaynaklardan geldiği belirtilmelidir. Al Jazeera'nın haberine göre Pakistan ile Türkiye, 5 Ekim'de Riyad'da yapılan bir toplantıda Suudi Arabistan'a hızlı konuşlandırılabilecek kuvvet ve askeri destek hazırlama konusunda anlaşmıştı; ancak Ankara, bu hazırlığın Yemen cephesinde doğrudan çatışmaya girme anlamına gelmediğini vurguluyor. Paktın tam hukuki statüsü -bağlayıcı bir savunma anlaşması mı, yoksa niyet beyanı mı olduğu- bu yazının yazıldığı sırada kamuoyuna açık biçimde netleştirilmemişti. Pakt, 22 Ekim'de onay süreci için resmen Meclis'e sunuldu (ilgili haber).