İran'ın 2015 nükleer anlaşmasını müzakere eden eski Dışişleri Bakanı ve kıdemli diplomat Muhammed Cevad Zarif, nükleer silahın mutlaka bir caydırıcılık unsuru olmadığını savunarak İran'ın atom bombası yapacak kadar bile zenginleştirilmiş uranyumu bulunmadığını iddia etti. Khabaronline'ın Saberin News'ten aktardığına göre Zarif bu değerlendirmesini son bir buçuk yılda İsrail'de yaşanan gelişmeler ve Sovyetler Birliği'nin çöküşü örnekleriyle temellendirdi.
Zarif ayrıca 1970'lerden bu yana ülkede "birkaç popülist tarafından yayılan bir cehalet paradigması" olarak nitelendirdiği bir anlayışı eleştirdi. Khabaronline'ın haberi tek paragraflık kısa bir alıntıdan ibaret; Donya-ye Eghtesad da aynı Saberin News metnini neredeyse birebir, ek yorum eklemeden yayımladı. Bu, açıklamanın bağımsız muhabirlerce değil, tek bir ajans kaydından çoğaltılarak dolaşıma girdiğini gösteriyor.
Zarif'in bu değerlendirmesi, ABD tarafından dile getirilen iddialarla doğrudan çelişiyor. İngilizce kaynaklı Yahoo News'ün aktardığına göre, ABD'nin Orta Doğu özel temsilcisi Witkoff daha önce İran'ın yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer madde üretmeye yetecek miktarda stoka sahip olduğunu açıkça kabul ettiğini öne sürmüştü. İki taraf arasındaki bu anlatı farkı da bağımsız kaynaklarca teyit edilmedi. Zarif, reformcu kesime yakın duruşuyla tanınıyor ve savaş sonrası dönemde diplomatik seçeneklerin savunuculuğunu yapan isimlerden biri olarak öne çıkıyor; açıklamaları bu nedenle hem İran içi siyasi tartışmalarda hem de uluslararası basında yankı buluyor.
Zarif'in İsrail'deki "son bir buçuk yıllık gelişmeler" ve Sovyetler Birliği'nin çöküşü örnekleriyle yaptığı karşılaştırma, güçlü silahlanmanın ya da büyük askeri kapasitenin tek başına bir devleti çöküşten koruyamadığı yönündeki bir argümana dayanıyor; Zarif bu örneklerle nükleer silahın "kesin bir caydırıcılık garantisi" olmadığını savunmuş oluyor. Bu söylem, savaş sonrası İran'da nükleer programın geleceğine ve müzakere stratejisine ilişkin iç tartışmanın bir parçası olarak okunabilir; ancak Zarif'in görüşü hükûmetin resmî politikasını yansıtmıyor olabilir ve bağımsız bir doğrulaması bulunmuyor. Nükleer programın gerçek kapasitesi ile kamuoyuna yansıyan siyasi söylemler arasındaki bu fark, savaş sonrası müzakerelerin en belirsiz başlıklarından birini oluşturmaya devam ediyor.
Bağlam
Zarif'in iddiası, İran'ın nükleer programına ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi. Daha önceki uluslararası değerlendirmelerde İran'ın yüzlerce kilogram yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stokuna sahip olduğu, Tahran'ın kendi müzakerecilerinin bu stokun birkaç yıl içinde silah üretimine yetebileceğini öne sürdüğü bildirilmişti. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) eski Genel Direktörü Rafael Grossi, zenginleştirilmiş uranyumun tek başına bir nükleer silah oluşturmadığını, bunun için tetikleyici mekanizma gibi ileri teknolojilerin de gerektiğini belirtmişti. Zarif'in bugünkü açıklaması stok miktarına ilişkin somut bir rakam vermedi ve iddiası bağımsız kaynaklarca teyit edilmedi. Konu, ABD Başkan Yardımcısı Vance'in savaşın bitmesi için İran'ın zenginleştirme kapasitesini azaltması gerektiğini söylediği önceki açıklamayla da bağlantılı; iki açıklama birlikte, nükleer kapasitenin müzakerelerde hâlâ merkezi bir tartışma konusu olduğunu gösteriyor.


