İsrail hükümetinin Ermeni soykırımını tanıma yönündeki teklifi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasındaki karşılıklı suçlamalarla yeniden gündeme geldi. Donya-ye Eghtesad'da yayımlanan bir analize göre, konu Türkiye-İsrail geriliminde yeni bir baskı aracına dönüşebilir.

Rusya, Orta Asya ve Kafkasya araştırmacısı Dr. Vali Kaleji'nin gazete için yazdığı yazıya göre Erdoğan, 22 Eylül'de Genel Kurul'daki konuşmasında İsrail'i ağır biçimde eleştirdi; Gazze'deki İsrail faaliyetlerini "devlet terörizmi" olarak nitelendirdi ve son üç yılda, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 74 bin Filistinlinin öldürüldüğünü öne sürdü. Erdoğan, İsrail'i "soykırımcı bir zihniyete" sahip olmakla tanımladı ve uluslararası toplumdan İsrail'e daha fazla baskı yapılmasını istedi.

Netanyahu, 24 Eylül'deki yanıt konuşmasında Erdoğan'ı; Kürt sivilleri öldürmek, gazetecileri ve muhalefet liderlerini hapsetmek ve Kuzey Kıbrıs'ı işgal etmekle suçladı. Netanyahu ayrıca Erdoğan'ın "Ermeni soykırımını inkâr ettiğini" söyledi. Al Jazeera'nın haberine göre Netanyahu, Türkiye'yi Katar'la birlikte "antisemitik yalanların en yeni süper yayıcısı" olarak tanımladı ve konuşması sırasında salonu terk eden delegasyonlar oldu. Erdoğan, 26 Eylül'de İstanbul'da MÜSİAD'ın bir etkinliğinde buna yanıt verdi: "Savaş suçlularının yeri BM kürsüsü değil; işledikleri suçların ve döktükleri kanın hesabını mahkemelerde vermeleri gerekir."

Kabine onayı, Meclis'te askıda

Analize göre bu sözlü çekişmede dikkat çeken nokta, Netanyahu'nun Ermeni soykırımı meselesini yeniden gündeme getirmesiydi. Haaretz'in haberine göre İsrail kabinesi 29 Haziran'da, Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'ın önerisiyle Ermeni soykırımını tanıma teklifini oybirliğiyle onayladı; teklifin nihai onay için Knesset (İsrail Meclisi) genel kuruluna gönderilmesi gerekiyordu. Ancak teklif Knesset'e sunulduğu sırada, Türkiye ve İsrail'le ittifakını sürdürmeye çalışan Azerbaycan'ın araya girmesiyle oylama askıya alındı. Analiz, Netanyahu'nun konuyu BM kürsüsünde yeniden anmasının, teklifin 27 Ekim'deki İsrail seçimleri sonrası yeni Knesset bileşimiyle tekrar gündeme gelebileceğine ve İsrail tarafından Türkiye'ye karşı bir "baskı kozu" ya da "Demokles'in kılıcı" olarak kullanılabileceğine işaret ettiğini yazıyor.

Bağlam

Ermeni toplulukları, 1915'te Osmanlı döneminde yaşanan kayıp ve zorunlu göçleri "soykırım" olarak tanımlarken, Türkiye bu tanımı resmi olarak kabul etmiyor. Bugüne kadar otuzdan fazla ülke bu olayları soykırım olarak tanımış durumda; İsrail ise jeopolitik nedenlerle bu adımdan uzun süre kaçınan ülkelerden biri oldu. Azerbaycan, hem Türkiye'yle "tek millet iki devlet" ilişkisini hem de İsrail'le yakın silah ve enerji ticaretini sürdürdüğü için bu konuda arabuluculuğa özel önem veriyor; Bakü, iki müttefiki arasındaki anlaşmazlığın büyümesini kendi çıkarlarına aykırı görüyor. Türkiye açısından mesele, Gazze konusunda Netanyahu hükümetiyle süregelen diplomatik gerginlikle iç içe geçmiş durumda; bu nedenle İsrail'de atılacak her yeni adım, 27 Ekim'deki İsrail seçimlerinden sonra oluşacak yeni Knesset bileşimiyle birlikte, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde ek bir sürtüşme noktası olarak izleniyor.